Türkiye'nin Uluslaşamama Problemi
Türkiye'nin Uluslaşamama Problemi
Bir video kaydı ile başlayayım:
https://twitter.com/Tslendikkk/status/1850770390399737872
Geçenlerde bu yukarıdaki yayınlandı twitter'da.
Devlet Bahçeli (DB) PKK lideri Apo'yu TBMM'de konuşmaya davet edebildi!!! Vay arkadaş!.
Sonrasında Ankara'nın kırsalında (bence orası tam Türk anayurdu sayılabilecek bir yerdir), kentsel merkezde olsa bile bir noktaya kadar kabul edilebilir bir hadise iken, evimizin yatak odası banyosu kadar mahrem bir yerde baskın yedik!!Açıklaması olabilir mi?
Mesele biraz da Türkiye Cumhuriyetinin başarılı olamama gerçeğidir. Haydi bir de bu pencereden bakalım:
Misak-ı Milli sınırlarına erişememiş bir şekilde Lozan Anlaşmasını imzalamak zorunda kalan Ankara Hükümeti tarafından 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edilirken esasında prematüre doğmuş bir bebek misali idi. Sanıyorum İngilizler ve Fransızlar Lozan Anlaşmasını imzalarken gelecek öngörüsünü de yapmışlardı. Ne yazık ki gelecek onların öngördüğüne daha yakın şekillendi. ABD zaten Lozan'a taraf değildi ve Senatolarında anlaşma hiç bir zaman onaylanmadı, tanınmadı da. Halen Wilson Prensiplerine bağlılar ve buna uygun hareket ediyorlar.
Gerçekten de Lozan dışında bırakılan Musul problemi İngiltere ile Türkiye Cumhuriyetinin kendi aralarında halletmesine olmazsa da Milletler Cemiyetinin hakemliğine başvurulmasına terkedilmiştir. O zamanki BM olan cemiyet de İngiltere'nin güçlü etkisi altındaymış. Nasıl ki bugün BM ABD'nin sözünden çıkamıyorsa...Neticede genç TC ile İngiltere arasındaki süreç gerginleştiğinde ne tesadüftür ki Hakkari isyanı çıkmıştır ve hadise MC'ye gitmiş orada da TC aleyhine çözüme kavuşturulmuştur. İçeride Hakkari isyanı ve sonrasında da Şeyh Sait isyanları ile uğraşan güçsüz cumhuriyet ne yazık ki bunu kabullenmek zorunda kalmıştır.
Nasıl ki AKP iktidarının geçtiğimiz yıllarda Boraltan Köprüsü hadisesinin üzerinde tepinmesi gibi, bu olaylar da geçmişteki (ve ne yazık ki halen devam eden) güçsüzlüğümüzün yansımalarıdır. Bu çaresizliğimiz yaklaşık 350 yıldır devam etmektedir; tekil muharebelerde başarılar kazanmamıza rağmen savaşın genelini kaybetmiş bulunuyoruz. ve evet halen savaştayız, bunu benimseyerek devam etmemiz gerekir Türkler olarak.
Facebook Twitter benzeri mecralardaki tarihle ilgili özel sayfalarda bu dışlanmışlığımız her zaman meydanda. Doğu milletleri de batı milletleri de Türkiye'ye (Osmanlı'ya da) hep karşılar. Bu konuda ittifak içindeler. Kendi tarihi gerçekleri onları böyle yönlendiriyor ve haksız da değiller. Çünkü bildiğiniz gibi "tarihi" herkes kendi olmasını istediği gibi yazıyor.
Evet Mustafa Kemal ATATÜRK devrimci işler başarmış tüm Türk tarihinde bence eşi benzeri olmayan bir liderdir; evet Abdülhamit ülkesinin kötü olmasını istememiştir; evet 2. Mehmet Osmanlıdaki en ilerici Türk lideridir. Ama bunlar bizi ancak buraya getirdi. Daha ileri değil, daha geri de değil. Artık kişiler üzerinden övünme ya da yerinme aşamasını geride bırakmamız gerekmiyor mu? Bu adam ve kadınlar tarih oldular; öldüler. Artık onları rahat bırakıp ileriye bakma zamanı gelmedi mi?
Türk-islamcılar çoğunlukla Osmanlı padişahlarını ve önceki Türk liderlerini, islamcılar İslam Peygamberini, Atatürkçüler Mustafa Kemal ATATÜRK'ü kalkan yaparak yol yürümeye çalışıyorlar...
Benzer karakter kurguları diğer toplumlar için de geçerlidir eminim. Ama bu benim derdim değil, benim derdim içinde bulunduğum toplumun refahı. Önce kendimizi insani anlamda yüceltelim ki sonra diğerlerine bakacak halimiz olsun.
Benzer karakter kurguları diğer toplumlar için de geçerlidir eminim. Ama bu benim derdim değil, benim derdim içinde bulunduğum toplumun refahı. Önce kendimizi insani anlamda yüceltelim ki sonra diğerlerine bakacak halimiz olsun.
Artık kendi kendimize; kutsal olmayan, ölümlü, sıradan ve fakat hür bireyler olarak bir araya gelmiş, meclisler kurmuş topluluklar olarak yürümenin zamanı gelmedi mi?
Tekil olarak milletleri yüceltmenin ya da yermenin bir anlamı var mı? Sadece bu topraklarda doğmuş olmanın getirdiği bir şeref vesilesi olabilir mi? Yahut herhangi bir dine mensup bir ailenin içinde doğmak bir övünç veya utanç vesilesi olabilir mi? Bu islam dinine uygun bir anlayış değildir. Herkes Yaratıcının kulu değil midir? Aramızda ayrımcılık mı yapmıştır yoksa? Bu "adil" adına ters değil midir?
Yukarıdaki tweete dönersek; Etnik Türk olanlarınızın (ben öyleyim mesela) şöyle düşünmenizi öneriyorum: 85 milyonluk ülkenizde 65 milyon Kürt'ün yaşadığını sizin de 10-15 milyon Türk azınlık olduğunuzu düşünün. Bir kültürünüz, diliniz, edebiyatınız var. Siyasi koşulların da bugünkü Türkiye gibi olduğunu varsayın. Nasıl hissederdiniz?
Dolayısı ile üzülerek o konuşan çocukla benzer bir ruh hali içinde olabileceğimi öngörüyorum ben kendi adıma.
Ülkemizde bir milletleşememe gerçeği var ne yazık ki. Bununla yüzleşmemiz gerekli olduğuna inanıyorum. İtirazlar gelecektir, lakin kendinize karşı samimi olabilirsiniz... Olun... Bilhassa AKP iktidarı ile başlayan şuna benzer bir söylem var; "Türkü, Kürdü (ve diğerleri), sünnisi-alevisi ile bir arada olmak"!
Bu söylem birleştirici gibi görünmekle birlikte son derece ayrıştırıcı, farklılıkları sürekli hatırlatıcı bir söylem... Öncelikle bu ülkenin harcı olan anayasada dini bir referans yok ki detay olan sünni-alevi kırılımına (ve de Kutsal Kitapta yeri olmayan) ne diye gidilir? Yine Türklüğün tanımı anayasada verilmişken halen etnik alt aidiyetlerin üzerine neden gidilir? Bu tip sözler bizi birleştirmez, ayrıştırır. Ayrıştırdı zaten. Anayasaya uygun olmayan söylemlerin en üst düzeydekiler de dahil olmak üzere siyasilerce bu denli istismar edilmesi bizlerin bir "ulus" olarak bir arada olabilmemize en büyük engeli teşkil ediyor aslında.
Geldiğimiz güne baktığımızda 1930 ve 1940'lardaki Türkleştirme çabasında devlet ne yazık ki başarılı olamamıştır. AKP iktidarı ile yoğunlaşan süreçte ise tamamen çökmüştür. Laik demokratik bir ulus olmanın karşısında dikilen AKP kendi lümpen/islamcı ajandasına yol açabilmek, oy ve de güç devşirebilmek, toplumsal rıza üretebilmek adına, için tüm kimliklerin önünü açan, sanki bir özgürlükler şampiyonuymuşçasına tutumları ve politikaları ile bence Türkiye Cumhuriyeti'nin varlık nedenini ve amacını tamamen imha etmiştir. Bu noktadan sonra verdikleri hasarı geri çevirmenin olanaksız olduğuna inanıyorum ben.
"Laik-demokratik ve çağdaşlamacı bir ulus devleti kurmayı hedefleyen Türkiye Cumhuriyeti projesi" korkarım ki geldiğimiz günde iflas etmiştir.
Bunu CB hükümet sistemine geçişle iyice perçinledik. Kendimi de katıyorum çünkü sürecin başından beri içindeyiz. Demokrasiyi, çoğulculuğu sadece askerlerin, bürokrasinin koruyacağını zannetme tembelliğine düştük. Ama bakın ne oldu; askeriyeyi ve bürokrasiyi sanırım 1960'lardan beri devam eden bir yapılanmalar kombinasyonu ile ele geçirdiler.
Millet/Halk kendisine bedavadan verilene (dürüst olalım halkın bir cumhuriyet, demokrasi talebi yoktu sanırım kurtuluş savaşı sırasında, çoğunluk, padişah ve halifeliğin devam edeceğini umarak savaşıyordu) sahip çıkmadı. Haliyle bedava olan şeyin kıymeti de pek olmuyor...
Mustafa GÜRSOY
Yorumlar
Yorum Gönder